25 Şubat 2010 Perşembe

Ergenekon Gerçeği

Her şey 1991 yılı başında ABD'nin Körfez saldırısıyla başladı.
ABD, Bağdat'a yürümedi.
Bunun yerine Irak'ın kuzeyinde bir Kürt isyanı kışkırttı.
Arkasından, Irak Ordusunun 36. enlemin kuzeyine geçmesini önleyerek
buradaki Kürt oluşumunu güvence altına aldı..
ABD'nin planı şuydu: Önce Kuzey Irak'ta bir Kürt
Devleti kurmak ve sağlamlaştırmak, sonra Irak'ı tümüyle işgal etmek.
Kuzey Irak'taki yeni devleti Türkiye'nin güneydoğusu,
Suriye'nin doğusu ve İran'ın batısından koparacağı parçalarla birleştirerek
Büyük Kürdistan'ı, yani ikinci İsrail'i kurmak.
Bu projenin ismini biliyorsunuz: Büyük Ortadoğu Projesi
(Cumhurbaşkanı ve Başbakanımız bu projenin resmi
eş başkanlarıdır)
Türkiye'deki bütün hükümetler, İncirlik'e yerleşen Çekiç Güç'ün görev süresini
uzatarak ABD'nin Kuzey Irak'taki Kürt oluşumunu desteklemesine yardımcı
oldular.
TSK, bu süreçte Kuzey Irak'taki oluşum üzerinden
Türkiye'nin bölünme tehlikesini erken algıladı ve ABD ile karşı
karşıya gelinmesinin kaçınılmaz olduğunu da farketti.
İlk Olay: Torumtay'ın istifası
Özal'ın, "kuzeyden Irak'a girme" emrini uygulamamak için Genelkurmay
Başkanı Necip Torumtay istifa etti. Böylece TSK,
Amerikan planlarında rol almaya direneceğinin ilk
işaretini vermiş oldu. O andan itibaren TSK'ya karşı ABD "tetik" düşürmeye karar verdi.
"Ergenekon" tertibinin planlanmaya başlanması, o zamandır.
Sovyet tehditine karşı kurulmuş olan Özel Harp Dairesi (ÖHD)
Amerikan güdümündedir ve Sovyetler yıkıldığı için tehlike ortadan
kalkmıştır. Şimdi tehdit, Kuzey Irak'taki ABD varlığından
gelmektedir, dolayısıyla, "ABD güdümündeki" ÖHD, "ABD'den
gelen bir tehdide karşı" kull anıl amaz. Geçmişteki kontrgerilla
eleştirileri TSK' da zaten belli bir rahatsızlık yaratmıştı. Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş, ÖHD'i
yeniden örgütledi, ismini Özel Kuvvetler Komutanlığı (ÖKK) olarak değiştirdi.

Yıl 1991. ÖKK'nın PKK'yı hedef alması ve Kuzey Irak'ta
kurulan devlete karşı tavır alması, Amerikan denetiminde n kurtulma
çabasının başlangıcıdır. "Tugay" düzeyindeki ÖKK, "tümen" düzeyine
çıkarıldı. Ankara'da ÖKK için yeni bir eğitim tesisi yapımına başlandı
ama ABD bundan çok rahatsız oldu, "kullandığı" pek çok kişi
aracılığıyla, tesis inşaatında yolsuzluk yapıldığı iddiasıyla
mesnetsiz davalar açılmasını sağladı, ÖKK eğitim tesislerinin yapılmasını uzun süre felce
uğrattı.
ABD'nin Kuzey Irak'taki planları nı bozan bir planı uygulamakta olan
Org. Eşref Bitlis, Amerikan Çekiç Güç helikopterlerinin PKK'ya silah ve
malzeme attığını saptadı ve bunu bildirdi..
Org. Eşref Bitlis, Jandarma Genel Komutanı olarak, Amerika'nın Türkiye'nin
toprak bütünlüğünü hedef aldığını gördüğü, bu tehlikeyi önlemek
amaçlı, savunmaya yönelik bir strateji geliştirdiği için Amerika
tarafından derhal "hedef"e seçildi. Org. Bitlis helikopterle Kuzey Irak'a giderken, bu
yolculuk önceden ABD'ye haber verilmiş olmasına rağmen iki Amerikan
savaş jeti yakın uçuş yaparak oluşturdukları vakumla helikopteri düşürmeye
çalıştılar ama deneyimli helikopter pilotunun dalış manevrasıyla bu girişim sonuç vermedi.
Bu saldırıdan hemen sonra telsizle Amerikalılara helikopterde orgeneralimiz
olduğu tekrar bildirildi ama Amerikan savaş jetleri saldırıyı tekrarladılar.
Helikopter pilotu büyük bir çabayla yeniden dağların arasındaki derin vadilere dalarak kurtulmayı
başardı.
CIA tarihinin en önemli suikastlarından birisi 17 Şubat
1993 günü gerçekleşti: Uçağına yapılan sabotaj sonucunda Org. Bitlis şehit
edildi. Ağustos 1994'de Genelkurmay Başkanı olan İsmail Hakkı Karadayı döneminde Eşref
Bitlis Planı "uygulandı" ve Kuzey Irak'a Çelik Harekatı yapıldı.
35 bin Mehmetçik Mart 1995'de Kuzey Irak'a girdi. Kuzey Irak'a giren TSK, ABD'nin "egemenlik
alanı"na da girmiş oldu. Bölge ABD ordusunun işgali altındaydı.

ABD'nin Foreign Affairs, Foreign Reports, Mediterranean Quarterly ve
Joint Forces Quarterly gibi "yarı-resmi" organlarında "Türk komutanlar hizadan çıktı",
"Türk Ordusu ABD-Türkiye ilişkilerini bozuyor" türünden görüşlere yer vermeye başladılar.
Çelik Harekatı öncesinde CIA'nın Moskova İstasyon Şefinin CNN televizyonunda Türkiye'nin

'"karışacağını" dünyaya şöyle ilan etti: "Önümüzdeki dönemde dünyanın en çok
karışacak ülkesi Türkiye'dir. Şu anda Türkiye, gizli servislerin gündeminde ilk
sıraya yerleşmiştir." Gazi Mahallesi olaylarından birkaç gün önce, ABD Dışişleri Bakan
Yardımcısı Holbrooke, Türkiye'ninKuzey Irak sınırında yaptığı yığınağı
durdurmak istediklerini şu "ifadelerle" belirtti:
"Kuzey Irak sınırına asker yığıyorsunuz. Önümüzdeki günlerde terör olaylarının artma ihtimali
var. Oraya yapacağınız bir harekatta dikkatli olmanızı tavsiye ederim"
CIA Şefinin ve Holbrook'un "haber verdiği gibi",12 Mart 1995 gecesi
İstanbul'da Gazi Mahallesi olayları başladı.
TSK bu tehditi önemsemedi ve Çelik Harekatı yapıldı.

NATO tarafından, üye ülkeleri komünizmden korumak için
kurulan kontrgerilla (diğer adları Gladio ve SÜPER NATO) örgütleri, İtalyan
savcının ispatladığı gibi, CIA tarafından yönetiliyordu ve esas görevleri bu ülkelerdeki hükümetlerin ABD
kontrolünden çıkmalarını önlemekti. Türkiye'de ÖHD de kontrgerilla ile bağlantılıydı.
1991 yılında Özel Harp Dairesi'nin Özel Kuvvetler Komutanlığına (ÖKK) dönüştürülmesi aslında
bir "ulusallaştırmaydı". ABD bu kuruluştan dışlanıyor ve hedef, Kuzey Irak'tan yöneltilen tehdite karşı mücadele
olarak tanımlanıyordu. ABD, "kontrgerilla yapılanmasında TSK yerine polisi koyma" denemesine girişti.

1973'den beri İçişleri Bakanlığı içinde örgütlenen "İslamcı Cunta", artık "Fethullahçı Gladio" olarak kontrgerilla içinde TSK'dan
boşalan yeri alıyordu. “Fethullahçı Gladio”nun ilk büyük organizasyonu da 1995 Gazi olaylarıdır.

ABD ordusu, özellikle Çekiç Güç, Irak'ın kuzeyinde 7500 "CIA Peşmergesi"nden oluşan bir askeri güç örgütlemişti.
Eylül 1996'da, Eşref Bitlis Planı gereğince Barzani, Türk Genelkurmayının yönlendirmesi sonucu
Saddam yönetimiyle işbirliği yaparak CIA Peşmergelerini dağıttı.
200'e yakın ölü veren CIA Peşmergeleri, ABD tarafından Guam Adası'na taşındı.
ABD kaynakları, bu harekatı "ABD'nin Vietnam'dan sonraki en büyük yenilgisi" olarak değerlendirdi.
Bu harekattan 20 gün önce bir tuğgeneral, Aydınlık dergisine bir demeç vererek Eşref Bitlis'in
uçağının ABD'ye bağlı Gladio görevlileri tarafından düşürüldüğünü açıkladı ve dergi de 25 Ağustos
1996 tarihli sayısında bu haberi yayınladı.
TSK, Çelik Harekatını Başbakan Çiller'e haber vermeden gerçekleştirmişti
çünkü Çiller'in ABD'ye "örgütsel" bağlılığı TSK tarafından biliniyordu.
28 Şubat harekatının en önemli başarısı, Fethullah Hocaya indirdiği darbe oldu.
Fethullah Hoca kaçıp ABD'ye yerleşti.
Mayıs 1997 YAŞ toplantısında "160 subayın irtica bağlantısı nedeniyle ordudan
atılması", başbakan Erbakan'a onaylaması için "dayatıldı".
Bu uygulama, ordu içindeki Gladio'yu, yani ABD görevlilerini temizlemek anlamına geliyordu
çünkü kontrgerilla, artık “Fethullahçı Gladio”ydu.
28 Şubat kadrosu içinde "ABD'nin Truva Atı" olan bir de general vardı: Çevik Bir.
Çevik Paşa da hemen sonra TSK tarafından sessizce tasfiye edildi ve sadece bu
nedenle bile, "İrtica" , 2002 yılı sonuna kadar iktidara el koyamadı.
1994-1998 arasında genelkurmay başkanı olan Org. Karadayı şunları yaptı:
ABD ve NATO yuvalanmasını, yani kontrgerillayı genelkurmay karargahından çıkardı.
Özel Kuvvetlerin ulusal amaçlar için kull anıl masına yönelik önlemleri geliştirdi.
Özel Harp subaylarımızın Çin'in Uygur bölgesinde ve Çeçenistan'da
"kullanılmasına" engel oldu.
1998 yılında genelkurmay başkanı olan Org. Kıvrıkoğlu,
ABD'nin bölge ülkeleri için tehdit oluşturduğunu "açık bir dille" belirtti.
Kıvrıkoğlu, Washington ziyaretini iptal etti ve NATO döneminde "ABD'yi ziyaret etmeyen ilk ve tek
Genelkurmay Başkanı" olarak tarihe geçti.
Kıvrıkoğlu, "28 Şubat'ı BİN YIL sürdürmeye kararlıyız" diyen komutandı.
Demek istediği aslında, "ABD tehdidine karşı, bin yıl da sürse direnilecek" olduğuydu.
Mesajı alan ABD, aynı sözcüklerle yanıt verdi: BİN YILIN MEYDAN OKUMASI (MILLENIUM
CHALLENGE 2002) !
ABD, "bu" isim altında, 24 Temmuz 2002'de Nevada çölünde Türkiye'yi işgal tatbikatı yaparak
"gözdağı" verdi.
Bu, "ABD tarihinin" en büyük askeri tatbikatıydı.

ABD'nin yarı resmi ajansı olan ASSOCIATED PRESS, "tatbikatın Türkiye'yi işgal
senaryosu üzerine kurulu olduğunu" açık açık yazdı.
Tatbikat senaryosu alabildiğine ilginçti.
Assoc. Press'e göre, tatbikatın resmi senaryosu şu şekildeydi:
Türkiye'de bir "deprem" oluyor (!) ve TSK, “karışıklığı önlemek için” yönetime el koyuyordu.
Bunun üzerine ABD Deniz Kuvvetleri önce Kıbrıs'ı kuşatıyor
ve "96 saat içinde" "hedef ülkeyi" işgal ediyordu.
"96 saat", TSK'nın bir dış saldırıya karşı hazırlanması için gerekli olan
minimal süredir ve bu süre, TSK tarafından "kozmik sır" düzeyinde saklanıyordu (saklandığı “sanılıyordu”).
Tatbikatta işgal süresi olarak "96 saat" seçilerek, "hedef ülkenin Türkiye olduğu", "anlayan kişilere"
anlatılıyordu. ..
O dönemde Dışişleri Bakanı olan Gül, 2 Nisan 2003 günü ABD Dışişleri Bakanı Powell ile Ankara'da 2 sayfa 9 maddelik bir
"gizli anlaşma" yaptığını itiraf etti.
Gül, anlaşma içeriğini "açıklayamayacağını", "gizli olduğunu" söyledi.
13 Temmuz 2003'de Doğu Perinçek bu gizli anlaşmanın maddelerini açıkladı.
Birinci madde: "TSK ve ÖKK 4 ay içinde Kuzey Irak'tan çekilecek" şeklindeydi.
Gül'ün yaptığı bu gizli anlaşmadan 3 ay sonra, ABD ordusu "Türk askerinin başına çuval geçirdi".
"Çuval geçirme" eylemi, gizli anlaşmanın uygulanması için bir "ihtar"dı.
Başbakanımızın o günlerde kullandığı "Müzik notası" vecizesi, yine, "anlaşmanın uygulanması gerektiğine"
ilişkin TSK'ya yönelik bir uyarıydı. "Biz anlaşma yaptık, Kuzey Irak'tan çıkartık" diyordu
Başbakan, TSK'ya. ABD Savunma Bakanı Rumsfeld'in, "Çuval olayı"ndan sonra Başbakan Erdoğan'a
gönderdiği mektupta şöyle deniyordu: "TSK (ÖKK kastediliyor) Kuzey Irak'ta sizin bilgi niz haricinde eylemler
yapmaktadır"
Rumsfeld, çuvalı "Erdoğan'ın değil", "TSK'nın başına geçirdiklerini" böylelikle anlatarak, Başbakan
Erdoğan'ın "içini rahatlatmak" istiyordu.
Ulusal devlet ve Kemalizm karşıtı açıklamalar yapan, Milli Egemenlik ve Milli Güvenlik kavramlarının "artık
geçersiz olduğu" açıklamalarını yapan Org. Hilmi Özkök, böylece, tarihe "başına çuval geçirilen komutan" olarak kaydedildi.
Buna ses çıkarmadı, böylece "Ergenekoncu" olarak suçlanmaktan kurtuldu.
"Başına çuval geçirilmesi"ne ve Kuzey Irak'tan çıkarılmasına rağmen "akıllanmayarak" sınır ötesi
harekatta ısrar eden TSK'ya karşı, Org. Torumtay zamanından beri hazırlanmakta olan
organizasyon artık açığa çıkarılacaktı ve düğmeye basıldı.
"ABD'ye direnen 5 Genelkurmay Başkanı" ve destekleyici tüm unsurlar "Ergenekon çetesi" olarak
suçlanacaktı.
Suçlama belgeleri aslında çoktan hazırdı, ama Org. Özkök "Ergenekoncu olmadığından", onun görev süresince
organizasyon "uykuya" yatırılmıştı. Organizasyonun uykudan uyandırılmasının ilk işareti Org. Büyükanıt'a karşı kullanılan
"Şemdinli olayı"dır.
O günlerde, Büyükanı t "çete kurmakla" suçlandı fakat sonuç alınamadı.
Fehmi Koru, "Taha Kıvanç" imzasıyla Yeni Şafak gazetesinde yayınlanan 30
Nisan 2001 ve 1 Mayıs 2001 tarihli yazılarında "Yeniden kurulsun diye hakkında rapo r hazırlanan Ergenekon, çok kapsamlı, bir
partiyle irtibatı bulunmayan, 'devleti yapılandırma' amaçlı bir örgüt" demektedir.
Koru, yazısında 24 sayfa olduğunu söylediği bu dokümanın sonunda yazanın adının bulunduğunu da
belirtmektedir.
Ne var ki, şimdi bu “masum” tanımlamadan vazgeçilmesi, daha büyük ve kapsamlı bir düzeneğin çalıştırılması
zorunludur.
Bu, günümüzde devam eden Ergenekon davasıdır.
ABD'nin belirli-belirsiz "her tür" desteğiyle iktidara gelen AKP, Büyük Ortadoğu
Projesi kapsamında ABD'ye "sorun çıkarmadan" eş başkanlık yapabilmek
için, başta TSK olmak üzere tüm ulusalcı güçleri saf dışı etmek zorundadır.
Plana göre, bu dava sürecinde komutanlar yıldırılacak ve "1991 öncesinde olduğu gibi" ABD ile tam
uyumlu olarak görev yapmaları sağlanacaktır.
AB'nin de "bir kriter" olarak dayattığı gibi, TSK "sivil otoriteye" tabi olacak, kendisine Atatürk
tarafından verilmiş olan "ulusal bütünlüğü ve laik cumhuriyeti koruma" görevini unutacaktır.
"AKP sivil darbe ile değil, seçimle geldi"
itirazı yapacak olanlara da şunları söylemeliyim:
CIA'nın yan kuruluşu Rand Corporation' un yayın organlarında ve ABD strateji
merkezlerinin hazırladıkları raporlarda şöyle deniyor: "ABD artık ANAP ve DYP gibi partilerle Türkiye'yi
kontrol edemez, Fazilet Partisi'nin başına yenilikçi kanadın geçmesi, Tayyip Erdoğan'ın Başbakan, Abdullah
Gül'ün de Dışişleri Bakanı olması halinde ABD Türkiye'yi kontrol altında tutmaya devam edebilir."
20 Ekim 1996, Abramowitz:

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder